Menü Kapat

Sultan 3. AHMET kimdir ?

LÂLE DEVRİ’NİN SULHSEVER, SANATKÂR PADİŞAHI:

Sultan 3. AHMET kimdir
Sultan 3. AHMET kimdir

AHMET, III. (1673 – 1736) Yirmi üçüncü Osmanlı padişahıdır. IV. Mehmet’in oğ­ludur. 1703’te tahttan indirilen kardeşi II. Musta­fa’nın yerine geç­miştir. Tarihimiz­deki ünlü Lâle Devri III. Ahmet zamanına rastlar.

III. Ahmet Edirne’de tahta çıktı. Ayak­lanma sırasında tahta çıkmış olduğu için, ilk zamanlar çok şiddetli davranmak zorun­da kaldı. Ayaklanan Veniçeriler’in istediği altmış devlet adamını onlara teslim ettiği gibi, Şeyhülislam Feyzullah Efendi’yi defeda etmekten çekinmedi. Bu da, Feyzullah Efen­di’yi Yeniçeriler’in öldürmesine yolaçtı. Feyzullah Efendi, Osmanlı tarihinde öldürülen şeyhülislâmların üçüncüsüdür. III. Ahmet tahta çıkınca, başkaldıran Yeniçeriler’in her istediğini yerine getirmek zorunda kaldı. Ge­ne Yeniçeriler’in zoruyla, Kavanoz Ahmet Paşa’yı sadrazamlığa, Çalık Mehmet Efendi’ yi de şeyhülislâmlığa, getirdi. Ancak, İstan­bul’a gelir gelmez, bostancılardan 700 kişiyi birden saraydan çıkardı; yukarıda adı geçen devlet adamlarını da,kimini sürdürerek, kimini de öldürterek büsbütün ortadan kaldır­dı. Yedi yıl içinde tam yedi sadrazam değiş­tirdiyse de, gene de yurt içinde güvenliği sağlamayı başaramadı.

Baltacı Mehmet Paşa’nın sadrazamlığı sıra­sında, Rusya seferi düzenlendi. O sıralarda, İsveç Kralı YII. Kari (Demirbaş Şarl), Rus Çarı I. Petro’ya Poltava’da yenilmişti. Bu­nun üzerine, Dinyeper. Nehri’ni geçerek, Bender’e sığındı; Osmanlı topraklarındaki Hıristiyan reayayı Petro’ya saldırmaları için zorlamaya başladı.İşte, Osmanlı-Rus savaşı­nın patlak vermesine en çok bu olay yol aç­tı. O sıralarda, Fransa da Avrupa’dan Osmanlı impratorluğu’na hiçbir saldırıya geçil­meyeceğine dair teminat vermiş bulunuyor­du. Hemen bunun ardından da, Kırım Hanı Devlet Giray İstanbul’a geldi; Osmanlı hükü­metiyle anlaştı. Bunun üzerine, Osmanlılar Rusya’ya savaş açmakta bir sakınca görme­diler.

Baltacı Mehmet Paşa, 1711’de, 47.000 ki­şilik bîr kuvvetle, Rusya üzerine yürüyüşe geçti. Prut Nehri’yle bataklıklar arasındaki Horsiesti siperlerinde Rus ordusunu kuşattı. Rus kuvvetleri perişan bir hale düştüler, he­men teslim olmaya hazır duruma geldiler. Ancak, Petro’nun karısı Katerina, Baltacı’ya baş vurarak barış istedi. Ona pek çok arma­ğanlar, mücevherler sunmayı da unutmadı. Baltacı Katerina’yı kıramadı; bir yandan, beklemekten usanan askerin durumunu da gözönünde tutarak, barış teklifini kabul etmek yoluna gitti. Temmuz ayında,, geçici

olarak, Prut Antlaşması imzalandı. Buna gö­re, Ruslar, Azak Kalesi’ni, bütün donatımıy­la, savaş gereçleriyle birlikte, Osmanlılar’a bıraktılar. Ayrıca, Osmanlı sınırlarında yap­mış oldukları kaleleri de yıkmayı kabul etti­ler. Lehistan’ın, Kırım’ın iç işlerine karışmamaya, İstanbul’da da bir elçi bulundurmamaya razı oldular.

Baltacı’nın yaptığı bu antlaşma üzerinde türlü yorumlarda bulunulmuştur. İlk başta, bu iş büyük bir başarı gibi gösterilmiş, yurt­ta şenliklerle kutlanmıştır. Karlofça Antlaş­ması ile kaybedilen birtakım yerler de Rus- lar’dan geri alınmıştır. Ancak, sonradan Bal­tacı ile Katerina ilişkisi üzerinde, abartılmış söylentiler dolaşmaya başlamıştır. Bunun üzerine, Baltacı bir vatan haini sayılmış, gö­revinden alınarak sürülmüştür.

Baltacı Mehmet Paşa’dan sonra Süleyman Paşa sadrazam oldu. Süleyman Paşa, Demir­baş Şarl’ı Bender’de yakalatarak hapsettirin­ce, padişah onu sadrazamlıktan azletti, yeri­ne Damat Ali Paşa’yı getirdi. Demirbaş Şarl da, 1714 yılında kendi memleketine döndü.

Damat Ali Paşa sadrazamlığı sırasında, Ve­nedik ve Avusturya ile çok başarılı savaşlar yaptı. Avusturya Savaşı sırasında, alnından vurularak şehit düştü (1716). Bu tarihten sonra da, Şehit Ali Paşa adıyla anılmaya başladı. Ali Paşa’nın ölümü üzerine, Nişancı Mehmet Paşa sadrazamlığa getirildi. Avus­turyalIlar Tamşvar’ı, Banat Beyliği’ni, Belg- rad’ı aldılar. Bunun üzerine, Nişancı Mehmet Paşa’nın yerine Damat İbrahim Paşa sadra­zamlığa getirildi. Damat İbrahim Paşa Avusturya ve Venedik’le Pasarofça Antlaşması’nı imzaladı.

Padişah Damat İbrahim Paşa’yı çok sever­di. Onun sadrazamlığı zamanında, III. Ah­met saltanatında âdeta yeni bir çığır açılmış gibi oldu. Daha önceki yıllar hep savaşla geçtiği halde, Damat İbrahim Paşa oniki yıl süren sadrazamlığı sırasında hiç savaşa ya­naşmadı. Çevresine sanatçıları toplayarak, devrini sükûn içinde geçirdi. 1718-1730 yıl­ları arasındaki bu döneme Lâle Devri denir. Artık bütün devlet adamları zevkten, safadan başka bir şey düşünmez olmuşlardı. Herkes gününü gün etmeye bakıyor, İstanbul baştan­başa köşklerle, saraylarla bezeniyordu (Bk. Lâle Devri).

Ancak, doğudaki birtakım’ kargaşalıklar da, sarayın huzurunu kaçırmaktan geri kalmı­yordu. Ruslar, 1724’te Derbend ile Baky ka­lelerini aldılar. Bunun üzerine, Osmanlılar da Hoy’u aldılar. Aynı yıl, Ruslar’la bir antlaşma yapıldı. 1726 yılında, İranlılar’a karşı açılan savaşlar, halkın hoşnutsuzluğuna yol açtı. 1729 yılında ise, Nadir, İran Şahı’nı yenerek, OsmanlI topraklarına karşı saldırı­ya geçti. Osmanlılar Nadir’e yenilince, halk arasında yeni bir askeri sınıf kurulacağı söy­lentileri dolaşmaya başladı. Bu söylentiler Yeniçeriler’i ürküttü; Beyazit Hamamı’nın tellâğı olan Patrona Halil’in elebaşılığını kabul ederek başkaldırdılar. III. Ahmet, tahtını koruyabilmek için, Sadrazam’ı, Kap­tan Paşa’yı, Kâhya Bey’i boğdurtmak zo­runda kaldı. Ancak, başkaldıranlar onun da tahttan inmesinde ayak direyince, feragat etmekten başka çaresi kalmadı (1730). III. Ahmet bu olaydan altı yıl sonra öldü. Yeni camî Türbesi’ne gömüldü.

Ahmet savaştan hoşlanmayan, barışse­ver, sanatkâr ruhlu bir padişahtı. Üsküdar’ da bir cami, Ayasofya’nın karşısında da bir çeşme yaptırmıştır. Annesinin adına yaptır­dığı cami, Valde Camisi adıyla tanınmıştır.

III. AHMET ÇEŞMESİ—

III. Ahmet’in sa­ray başmimarı Mehmet Ağa’ya yaptırdığı bir çeşmedir. Topkapı Sarayı Bab-ı Hüma- yunu’nun karşısındadır. Bu sebilli çeşme Türk mimarlık sanatının bir şaheseri olarak kabul edilir. Son derece zarif, uyumlu bir yapıdır. Bu sanat anıtına, halk arasında Sul­tan Ahmet Çeşmesi adı verilmiştir.

Çeşmenin saray kapısına bakan yanında, III. Ahmet’in şu mısraı yazılıdır: “Aç bes­meleyle iç suyu, Han Ahmet’e eyle dua.” Bu mısra, ebced hesabıyla, 1141 (1728) tari­hini gösterir. Ayrıca, Seyyit Vehbi’nin bir kasidesi de, çeşmeyi çepeçevre kuşatır.

Bu kaside firuze renkli çini üzerine altınla yazılmıştır. Çeşmenin dört yanında dört musluğu, ayrıca dört köşesinde de, birbiri­nin aynı olan dört sebil vardır.

Gönderiye Yorum Yap