Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages

Abbasiler Kimdir? Abbasi halifeleri Kimlerdir?

ABBASİLER. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra (632), peygamberin vekili olacak halife­nin seçimi, İslam dinini benimseyen Arap kabileler arasında büyük karışıklıklara yol açmıştı. Bütün kabileler kendi soylarından birisinin halife olmasını istedikleri için, bu karışıklıklar ve çatışmalar her halifenin seçi­minde yeniden yaşanıyordu. Nitekim, üçüncü halife Hz. Osman’ı destekleyen Emeviler, kendi soylarından gelen bu halifenin öldürül­mesi üzerine halifeliğe getirilen Hz. Ali’yi benimsememişler ve 661’de Hz. Ali’nin öldü­rülmesinden sonra Müslüman Arap topluluk­lar üstünde egemenlik kurmuşlardı. Yaklaşık yüz yıl sonra, Hz. Muhammed’in amcası Ab- bas’m adıyla anılan Abbasi ailesi ve yandaşla­rı bu kez Emeviler’e karşı ayaklanarak 750’de halifeliği ve iktidarı ele geçirdiler. Böylece, Abbasiler adıyla 1258’e kadar süren bir İslam devleti kurdular.

İlk Abbasi halifesi olan Ebu’l-Abbas ve 754’te başa geçen oğlu Mansur dönemlerinde orduda Türk ve İran kökenlilere yer verilme­ye başlandı. Mansur, Hz. Ali’nin yandaşları­nın yoğun olduğu Kûfe’den uzaklaşmak için yeni bir başkent yapımına girişti. Akarsuların birbiriyle kesiştiği yerde kurulan ve Bağdat adı verilen bu kentin yapımı, 100.000 işçinin çalışmasıyla dört yılda tamamlandı. Mansur’ un torunu Harun Reşid {bak. HARUN Reşİd) döneminde devlet en geniş sınırlarına ulaştı. Harun Reşid 786’da halife olunca Bermeki ailesinden Yahya’yı sınırsız yetkilerle vezir yaptı. Yahya Bermeki ve iki oğlu 17 yıl boyunca Abbasiler’in halifeden sonraki en önemli devlet adamları oldular.

Geceleri kılık değiştirerek halkın şikâyetle­rini dinlemesi, görkemli yaşama ve gösterişe düşkün olduğu halde dindarlığı elden bırak­maması, ordunun başına geçerek savaşlara katılması Harun Reşid’in ününü yaygınlaştır­dı. Onun döneminde Bizans’a başarılı akınlar düzenlendi. Harun Reşid’in oğulları Emin ve Memun da bu başarıyı sürdürdüler.

Annesi Türk soyundan gelen Mutasım, 833’te halife olunca kendisine Türkler’den özel bir askeri güç kurdu; ayrıca Türk emirle­rine önemli görevler verdi. Bu askeri güçlerin Bağdat’ta bulunması tedirginlik yarattığı için, Samarra adıyla yeni bir kent kurdurarak devlet merkezini oraya taşıdı. Mutasım, 838’de Bizans’a büyük bir sefer düzenleyerek İznik önlerine kadar ilerledi. 842’de halife olan oğlu Vâsık döneminde Türk emirlerinin gücü daha da arttı ve yetkileri askeri alandan yönetsel alana taştı. Vâsık’ın ölümünden son­ra gerileme dönemi başladı. Abbasi toprakla­rı üzerinde Samaniler, Karahanlılar, Fatımiler, Tolunoğulları ve Hamdaniler gibi bağım­sız devletler kuruldu.

İran’da egemenlik kuran Büveyhiler, Hz. Muhammed’in kızı gelinleri olduğu için hali­felikte hak iddia ediyorlardı. Nitekim 945’te Bajğdat’a girdiler ve Muti’nin halifeliği döne­minde Abbasiler üzerinde tam bir egemenlik kurdular. Hatta bir ara Bağdat’ta basılan paraların üzerinde halifenin değil Büveyhi sultanının adı bulunuyordu. Sonradan Abba- siler’i egemenliği altına alan iki büyük devlet de, 978’de gene Abbasiler’in eski toprakları üzerinde kurulan Gazneliler ile aynı yıllarda temeli atılan Büyük Selçuklu Devleti’dir.

Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul’un, 1031’de halife olan Kâim’in gizli çağrısı üzeri­ne ordusuyla gelerek Büveyhiler’i Bağdat’tan çıkarmasından sonra Abbasiler Irak, Ahvaz ve Fars’ta yeniden güçlenmeye başladılar. Selçukluların desteklediği halifelik kurumu da eski saygınlığına kavuştu. Ne var ki Abba­siler, Mustazhir döneminde Haçlı Seferleri’ne karşı başarılı olamadılar; bütün savunma Sel- çuklular’a ve onlardan sonra kurulan Türk devletlerine kaldı. Büyük Selçuklu Dev- leti’nin parçalanmasıyla birlikte yeniden gü­cünü yitiren halifelik, Nâsır döneminde kısa bir süre için canlandı. Ama Cengiz Han’ın to­runu Hulagu’nun yönetimindeki Moğollar’ın 1258’de Bağdat’ı yakıp yıkması ve Halife Mus- tasım’ı öldürmesiyle Abbasi Devleti son buldu.

Halife Zâhir’in Mısır’a kaçan oğlu, Mem­lûk sultanının koruyuculuğunda halife ilan edildi. Artık halifelik siyasal ve askeri yetkisi bulunmayan, ancak başka bir devletin toprak­larında barınabilen bir kurum durumuna gel­mişti. 1517’de Mısır topraklarına giren Os­manlI Hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in hali­fenin yetkilerini ve kutsal emanetleri devral­ması, halifeliğin Mısır’da 250 yıl kadar süreıi varlığına da son vermiş oldu.

Abbasiler zamanında halifeler dinsel gücü olan bir hükümdar niteliği kazandılar. Hâlife­lerin elinde toplanan bu ikili güç, merkezi devlet örgütüyle birlikte güçlü bir yapı oluş­turdu. Devlet işleri, “Divan” adı verilen ve değişik alanlarda görevlendirilen resmi örgüt­lerce yürütülüyordu.

Kent yaşamının gelişmiş olmasına karşılık, halifelik mâliyesinin temeli toprak vergisine dayanıyordu. Bunun dışında, dinsel gerekçe­lerle halktan toplanan zekât da önemli bir gelir kaynağıydı. Vergi gelirinin büyük bir bölümü orduya ayrılırdı. Ayrıca halifenin de kişisel bir hâzinesi vardı. Bu kişisel hâzinenin kapsamına giren toprakların geliri devlet ge­lirlerinden ayrı tutulurdu.

508 yıllık Abbasi dönemi İslam uygarlığının en parlak dönemlerinden biridir. Bayındırlığa büyük önem veren Abbasiler, 38.000 m2’li|c bir alana kurulmuş Samarra Camisi başta ol­mak üzere, Mşatta Sarayı, özellikle de Ku­düs’teki Kubbetü’s-Sahra ile Mescid-i Aksa gibi büyük yapıtlar bıraktılar. Ülkenin birçok yerine kervansaraylar yapıldı; demircilik, ba­kırcılık, camcılık gibi sanatlar geliştirildi.

Irak ve Bağdat’ta Hüküm Süren Abbasi Halifeleri

Ha­run Reşid ve oğlu Memun zamanında, Bağdat kenti bir bilim ve kültür merkezi oldu. Mate­matik, astronomi, tıp ve botanik alanlarında önemli çalışmalar yapıldı. Süryanice, Farsça, Yunanca ve Sanskrit dilinden Arapça’ya çok sayıda yapıt çevrildi. Bunlar arasında Aristo’nun felsefe yazıları, Öklit’in geometri kitabı, Galenos’un tıp kitabı ile Kelife ve Dimne öyküleri de vardır. Bağdat’ta kurulan zengin uzmanlık kütüphaneleri ile gözlemev­leri, birçok bilim adamının Abbasiler’in hiz­metine girmesinde etkili oldu. Farabi, İbn Si­na, Biruni, Yusuf Has Hacib, Firdevsi ve Ta- beri gibi bilim ve kültür adamları Abbasi ül­kesinde yetiştiler.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Abbasiler Kimdir? Abbasi halifeleri Kimlerdir?

ABBASİLER. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra (632), peygamberin vekili olacak halife­nin seçimi, İslam dinini benimseyen Arap kabileler arasında büyük karışıklıklara yol açmıştı. Bütün kabileler kendi soylarından birisinin halife olmasını istedikleri için, bu karışıklıklar ve çatışmalar her halifenin seçi­minde yeniden yaşanıyordu. Nitekim, üçüncü halife Hz. Osman’ı destekleyen Emeviler, kendi soylarından gelen bu halifenin öldürül­mesi üzerine halifeliğe getirilen Hz. Ali’yi benimsememişler ve 661’de Hz. Ali’nin öldü­rülmesinden sonra Müslüman Arap topluluk­lar üstünde egemenlik kurmuşlardı. Yaklaşık yüz yıl sonra, Hz. Muhammed’in amcası Ab- bas’m adıyla anılan Abbasi ailesi ve yandaşla­rı bu kez Emeviler’e karşı ayaklanarak 750’de halifeliği ve iktidarı ele geçirdiler. Böylece, Abbasiler adıyla 1258’e kadar süren bir İslam devleti kurdular.

İlk Abbasi halifesi olan Ebu’l-Abbas ve 754’te başa geçen oğlu Mansur dönemlerinde orduda Türk ve İran kökenlilere yer verilme­ye başlandı. Mansur, Hz. Ali’nin yandaşları­nın yoğun olduğu Kûfe’den uzaklaşmak için yeni bir başkent yapımına girişti. Akarsuların birbiriyle kesiştiği yerde kurulan ve Bağdat adı verilen bu kentin yapımı, 100.000 işçinin çalışmasıyla dört yılda tamamlandı. Mansur’ un torunu Harun Reşid {bak. HARUN Reşİd) döneminde devlet en geniş sınırlarına ulaştı. Harun Reşid 786’da halife olunca Bermeki ailesinden Yahya’yı sınırsız yetkilerle vezir yaptı. Yahya Bermeki ve iki oğlu 17 yıl boyunca Abbasiler’in halifeden sonraki en önemli devlet adamları oldular.

Geceleri kılık değiştirerek halkın şikâyetle­rini dinlemesi, görkemli yaşama ve gösterişe düşkün olduğu halde dindarlığı elden bırak­maması, ordunun başına geçerek savaşlara katılması Harun Reşid’in ününü yaygınlaştır­dı. Onun döneminde Bizans’a başarılı akınlar düzenlendi. Harun Reşid’in oğulları Emin ve Memun da bu başarıyı sürdürdüler.

Annesi Türk soyundan gelen Mutasım, 833’te halife olunca kendisine Türkler’den özel bir askeri güç kurdu; ayrıca Türk emirle­rine önemli görevler verdi. Bu askeri güçlerin Bağdat’ta bulunması tedirginlik yarattığı için, Samarra adıyla yeni bir kent kurdurarak devlet merkezini oraya taşıdı. Mutasım, 838’de Bizans’a büyük bir sefer düzenleyerek İznik önlerine kadar ilerledi. 842’de halife olan oğlu Vâsık döneminde Türk emirlerinin gücü daha da arttı ve yetkileri askeri alandan yönetsel alana taştı. Vâsık’ın ölümünden son­ra gerileme dönemi başladı. Abbasi toprakla­rı üzerinde Samaniler, Karahanlılar, Fatımiler, Tolunoğulları ve Hamdaniler gibi bağım­sız devletler kuruldu.

İran’da egemenlik kuran Büveyhiler, Hz. Muhammed’in kızı gelinleri olduğu için hali­felikte hak iddia ediyorlardı. Nitekim 945’te Bajğdat’a girdiler ve Muti’nin halifeliği döne­minde Abbasiler üzerinde tam bir egemenlik kurdular. Hatta bir ara Bağdat’ta basılan paraların üzerinde halifenin değil Büveyhi sultanının adı bulunuyordu. Sonradan Abba- siler’i egemenliği altına alan iki büyük devlet de, 978’de gene Abbasiler’in eski toprakları üzerinde kurulan Gazneliler ile aynı yıllarda temeli atılan Büyük Selçuklu Devleti’dir.

Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul’un, 1031’de halife olan Kâim’in gizli çağrısı üzeri­ne ordusuyla gelerek Büveyhiler’i Bağdat’tan çıkarmasından sonra Abbasiler Irak, Ahvaz ve Fars’ta yeniden güçlenmeye başladılar. Selçukluların desteklediği halifelik kurumu da eski saygınlığına kavuştu. Ne var ki Abba­siler, Mustazhir döneminde Haçlı Seferleri’ne karşı başarılı olamadılar; bütün savunma Sel- çuklular’a ve onlardan sonra kurulan Türk devletlerine kaldı. Büyük Selçuklu Dev- leti’nin parçalanmasıyla birlikte yeniden gü­cünü yitiren halifelik, Nâsır döneminde kısa bir süre için canlandı. Ama Cengiz Han’ın to­runu Hulagu’nun yönetimindeki Moğollar’ın 1258’de Bağdat’ı yakıp yıkması ve Halife Mus- tasım’ı öldürmesiyle Abbasi Devleti son buldu.

Halife Zâhir’in Mısır’a kaçan oğlu, Mem­lûk sultanının koruyuculuğunda halife ilan edildi. Artık halifelik siyasal ve askeri yetkisi bulunmayan, ancak başka bir devletin toprak­larında barınabilen bir kurum durumuna gel­mişti. 1517’de Mısır topraklarına giren Os­manlI Hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in hali­fenin yetkilerini ve kutsal emanetleri devral­ması, halifeliğin Mısır’da 250 yıl kadar süreıi varlığına da son vermiş oldu.

Abbasiler zamanında halifeler dinsel gücü olan bir hükümdar niteliği kazandılar. Hâlife­lerin elinde toplanan bu ikili güç, merkezi devlet örgütüyle birlikte güçlü bir yapı oluş­turdu. Devlet işleri, “Divan” adı verilen ve değişik alanlarda görevlendirilen resmi örgüt­lerce yürütülüyordu.

Kent yaşamının gelişmiş olmasına karşılık, halifelik mâliyesinin temeli toprak vergisine dayanıyordu. Bunun dışında, dinsel gerekçe­lerle halktan toplanan zekât da önemli bir gelir kaynağıydı. Vergi gelirinin büyük bir bölümü orduya ayrılırdı. Ayrıca halifenin de kişisel bir hâzinesi vardı. Bu kişisel hâzinenin kapsamına giren toprakların geliri devlet ge­lirlerinden ayrı tutulurdu.

508 yıllık Abbasi dönemi İslam uygarlığının en parlak dönemlerinden biridir. Bayındırlığa büyük önem veren Abbasiler, 38.000 m2’li|c bir alana kurulmuş Samarra Camisi başta ol­mak üzere, Mşatta Sarayı, özellikle de Ku­düs’teki Kubbetü’s-Sahra ile Mescid-i Aksa gibi büyük yapıtlar bıraktılar. Ülkenin birçok yerine kervansaraylar yapıldı; demircilik, ba­kırcılık, camcılık gibi sanatlar geliştirildi.

Irak ve Bağdat’ta Hüküm Süren Abbasi Halifeleri

Ha­run Reşid ve oğlu Memun zamanında, Bağdat kenti bir bilim ve kültür merkezi oldu. Mate­matik, astronomi, tıp ve botanik alanlarında önemli çalışmalar yapıldı. Süryanice, Farsça, Yunanca ve Sanskrit dilinden Arapça’ya çok sayıda yapıt çevrildi. Bunlar arasında Aristo’nun felsefe yazıları, Öklit’in geometri kitabı, Galenos’un tıp kitabı ile Kelife ve Dimne öyküleri de vardır. Bağdat’ta kurulan zengin uzmanlık kütüphaneleri ile gözlemev­leri, birçok bilim adamının Abbasiler’in hiz­metine girmesinde etkili oldu. Farabi, İbn Si­na, Biruni, Yusuf Has Hacib, Firdevsi ve Ta- beri gibi bilim ve kültür adamları Abbasi ül­kesinde yetiştiler.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir