Menü Kapat

ÇUKURUVA VE LOKMAN HEKİM Efsanesi Nedir?

Lokman Hekim, Çukurovayı karış karış dolaşıp ölüm ilâcını aramıştı.

Yılanlar padişahının saklandığı yer.

Bembeyaz kesilen yeşil ova…

lokman hekim ve çukurova
lokman hekim ve çukurova

ADANA ile çevresinin türlü efsaneleri, yüzyıllar boyu halk arasında yer etmiş türlü masalları vardır. İster gerçek, İs­ter yalan, bunlar şehirliden köylüye, yaşlıdan gence kadar, herkesin dilinde dolaşır. Bu efsanelerden biri de Lokman He­kim’e dairdir. Lokman Hekim bütün hekimlerin ustasıdır. Söy­lentiye göre, otların, çiçeklerin dilinden anlar, bunlarla türlü İlâçlar yaparmış. Her çiçek, her ot, hangi hastalığı iyi edebil­diğini gûya Lokman’a söylermiş. Lokman Hekim bütün dün­yayı dolaşıp Çukurova’ya varmış. Bakmış, bu bereketli top­raklarda her şey yetişiyor, o dolaylara yerleşmeye karar ver­miş. Seyhan ırmağının kıyısında, Adana ile Ceyhan arasında kalan Misis şehrine yerleşmiş (Burası şimdi bir bucak merke­zidir). Lokman hekimlikteki ustalığını burada da göstermekte gecikmemiş. Her derde deva buluyor, o dolaylarda ne kadar hasta varsa iyileştiriyormuş.

Bütün hastalıklarından kurtulup, sağlıklarına kavuşan İnsanlar, Lokman’a başvurarak, ölüme karşı da bir ilâç bulmasını istemişler. Bunun üzerine, lokman da yollara düşmüş, Çukurova’yı karış karış dolaşarak, ölümsüz­lük sağlayacak bitkiyi aramaya koyulmuş. Dağ, taş, ova, bayır, aramadık yer bırakmamış. Bir gece, ulu bir çınarın altında uyuyormuş, bir ses duyup uyanmış! “Lokman, bunca zaman­dır arayıp taraman bitsin artık. Ben ölümün İlâcıyım. Bundan böyle insanoğluna da, hayvanlara da ölüm yok!” Lokman He­kim hemen kendisine seslenen otun yanına koşmuş.ilâcın na­sıl yapılacağı üzerinde söylediklerini dinleyip, bir bir not et­miş. Otu da kopardığı gibi, düşmüş gene yollara. Misis’e varınca altından koca Seyhan ırmağının ağır ağır aktığı köprünün üs­tünde durmuş. Defterine yazdıklarına bakarak, ölümsüzlük İlâ­cını yapmaya koyulmuş. Tam yapıp bitireceği sırada, görün­mez bir el, bir vuruşta defteri de, otu da uçurarak suya dü­şürmüş. Lokman da, bu yüzden ölüme çare bulacak ilâcını ya­pamamış. O günden sonra otlar da kendisinden yüz çevirmişler.

YILAN, YEL, SEL

Adana bölgesinde, halkın dilinde şöyle bir tekerleme dola­şır: Misis yılanla, Ceyhan yelle, Adana da selle gidecek. Nede­nine gelince: Adana Seyhan ırmağının hemen yanıbaşında, bir düzlüğün üzerine kurulmuştur. Ir­mak sık sık taşar, şehrin evlerini, köylerini yıkıp götürür; bütün tarla­ları sular basar. Ceyhan kasabası İse, çok eskiden toprakla kamıştan ev­lerden meydana gelmişti. Kasabanın her yanı açık olduğu için, rüzgârı ol­duğu gibi alırdı. Şöyle kuvvetlice bir rüzgâr esmeyegörsün, evlerin büyük bir kısmı yerle bir oluverirdi. Mlsls’ln yılanla gitmesine gelince: Misis do­laylarında, küçük bir dağın tepesine kurulmuş, “Yılan Kalesi” denen bir kale vardır. Söylentiye göre, bu kalenin İçi baştanbaşa yılanlarla doluymuş. Bu yılan­lar sütle beslenirlermiş. Günün birinde yılanlar sütsüz kalınca, kaleyi terk edip Misis şehrine ineceklermiş.

Orada rastladıkla­rı herkesi sokup öldüreceklermiş, işte, Misis’in yılanla gidece­ği İnancı bu efsaneye dayanıyor. Bir başka söylentiye göre de, çevrede yaşayan beylerden biri, çaresiz bir derde tutulur. Tür­lü İlâçlar yapılıp verilirse de, bey birtürlü İyileşmez. Derken, bir hekim çıkagelir. “Beyi İyi edebilecek tek ilâç yılanlar pa­dişahı Şahmeran’ın gözleridir” der. Gelgelelim, kimse Şahmeran’ı bulamaz. Yılanlar padişahı, vaktiyle bir İnsanoğluna büyük bir iyilikte bulunarak, onu öbür yılanların elinden kur­tarmıştır. işte Şahmeran’ın saklandığı yeri, bu İnsanoğlu ha­ber verir: Yılanlar Padişahı Misis’tekl hamamda saklanmakta­dır. Hemen Şahmeran’ı yakalarlar; öldürüp gözlerini oyarlar. Bey bu gözleri yer yemez iyileşir, işte bunun İçin, yılanların günün birinde padişahlarının öcünü almak amacıyla Misis’i ba­sacaklarına inanılır.

PAMUK TARLALARINDA OKUNAN DUA

Yaz ayları boyunca, Çukurova pamuk tarlalarıyla donanır. Bütün ova bembeyaz kesilir. Yaz başlarında, pamuk tarlalarını çapalamak İster. Adına ırgat denen pamuk işçileri, uzun sıralar halinde, tarlanın bir ucundan başla­yıp, geri geri giderek, onları çapalar- lar. Çoğu Doğu ve Orta Anadolu’dan gelmedir. Kadın, erkek, çoluk, ço­cuk, hep bir arada çalışırlar, yakıcı yaz güneşi altında boyuna çapa sal­larlar. İnip kalkan çapalara her bölgenin türküleri eşlik eder. Havi alabildiğine sıcaktır. Bu uçsuz bu­caksız pamuk tarlalarında ağaçlar da tek-tüktür. çiftliklerde pişirilip, çok kez öküz arabalarıyfa getirilen kazanlar dolusu öğle yemeği bile, güneş altında yenir. Akşam olunca, ırgatlar çapalarını, kazmalarını bırakır­lar. Hep birlikte şu duayı okurlar: “Akşama hürmet, sabaha niyet, kolumuza kuvvet, ağzımıza devlet, hükümetimize nusret, kesemize bereket, İbrahim Paşa’ya rahmet, Peygamber’e salavat…” Söylentiye göre Çukurova’da toprak işçisiyle top­rak sahibi arasındaki iş İlişkilerini, bu duada adı geçen İbra­him Paşa düzenlemiştir. İbrahim Paşa, Osmanlı devletine baş- kaldıran Mısır Valisi Kavalalı Mehmet AH Paşa’nın oğludur.

Ordusuyla Adana’ya geldiğinde bu düzeni kurmuş. Buna gö­re, çarşamba günleri öğleden sonra Iş paydos edilir. Perşembe sabahı da, Adana’da amele pazarı kurulur, işçiler, haftalık ih­tiyaçlarını sağlamak, ya da başka bir çiftlikte iş bulmak İçin, çarşamba günü öğleden sonra yollara dökülürler. Kimisi kam­yonla, kimi kağnı arabasıyla, kimi de yürüye yürüye şehre va­rırlar. Perşembe günü kurulan pazarda binlerce, onbinlerce toprak İşçisi b’ır araya toplanır. Bunlar, amele gruplarının başı olan elçiler aracılığıyla, yeni anlaşmalara girişirler. Cuma sa­bahı herkes yeril yerine gider; çalışma gene başlar. Çukurova’ da yazın geceyle gündüz arasında büyük ısı farkları olur. Sivri­sinek çoktur, çoğu serin Anadolu yaylalarından gelen İşçiler, bu sıcağa dayanamaz, Sıtmaya tutulur. Hemen bütün işciler, biraz olsun serinlemek için, çiftliklerin dışında, açık havada yatarlar.

 

Gönderiye Yorum Yap