Menü Kapat

Eğitimin Ülkemizdeki Tarihçesi

 

Osmanlı’da Klasik

Biçim Eğitim;

İslam’ın doğuşundan başlayarak çoğu zaman mescitlerde yapılan eğitim giderek mektep ve medreselere kaydırılmıştır.Türklerin İslamiyet’i kabulünden 17.yy a kadar İslam dünyasında önemi herkesçe kabul gören eğitim kurumları medreselerdir. Anadolu’daki alt yapısı İslami geleneklerle Selçuklular zamanında kurulmuş olan medreseleri devralan Osmanlı, giderlerini vakıf sistemi ile karşıladığı bu medreselerin ilkini İznik’te açtı. Osmanlı, Anadolu’nun belli başlı şehirlerinde başlangıçta 40 olan medrese sayısını neredeyse her yüzyılda katlamalı olarak arttırıp 16. Yy da 350 ye ulaştırmıştır. Osmanlılar zamanında Balkanlarda kurulan medrese sayısı ise 650 olup bu sayı bize ecdadımızın İlmin gelişip yayılmasına verdiği önemin bir belgesi niteliğindedir. Osmanlının medreseleri, umumi ve ihtisas medreseleri olarak iki çeşittir. İhtisas medreselerinde hem din hem de fen bilimleri okutulmuştur. Diğer yandan klasik biçim Osmanlı eğitim tarihinde, her mahallede her köyde faaliyet göstermiş olan ve 5 yaşını bitiren çocukların kabul edildiği Sıbyan Mektepleri, çocuklara İslami bilgi ve ahlakla birlikte basit aritmetik bilgileri kazandırmayı amaçlayan ilkokullardı. 16.yy da Erzurum’da 110, Amasya’da 200; 1574’te İstanbul’da 1656 Sıbyan Mektebi bulunuşu bu mekteplere verilen önemi göstermektedir.

Eğitim tarihimizde çok özel bir yeri olan, 15.yy da Fatih Sultan Mehmet tarafından sarayda kurulan Enderun Mektebi, 19.yy a kadar ülkenin her yöresinden seçilip getirilen üstün zekâlı çocukların çok amaçlı olarak devlet işlerinde görevlendirilmek üzere eğitildiği eşsiz bir eğitim kurumudur. (1616-1624) yılları aralığında Sarayın Genel Tarihi adlı bir eser yazan Michel Bender, Enderun mektebi hakkında “Türklerin niçin varlıklı ve güçlü bir devlet olarak geliştiğine şaşırmamak gerekir. 1668’de İngiliz sefaret kâtibi Sir Paul Rycant ise Enderun’u Osmanlı devletinin en güçlü dayanaklarından biri olarak göstermektedir.

Osmanlı’da Eğitim; bu resmi kavramlar haricinde medrese eğitimine benzer şekilde camilerde, kütüphanelerde bir kısım zenginlerin ve alimlerin konaklarında, çeşitli meclislerde sürdürüle gelmiştir.Ek olarak halk kitlelerinin ve mensuplarının nefis terbiyesini hedefleyen tekke, zaviye ve dergâhlar da eğitim hayatımızda mühim hizmetler yapmıştır.Teknik sahaya giren sanat kolları eğitimi ise usta-çırak ilişkisi geleneği ile sürdürülmüştür.

Klasik Eğitimle Yükseliş;Tüm bu eğitim faaliyetlerinin gerek nitelik gerek nicelik açısından Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm fertlerine ulaşmada yeterli olduğu iddia edilemez. Ancak yukarıda kısaca değindiğimiz eğitim faaliyetleri ile yetişen ecdadımız, Allah’ın dinini yeryüzündeki tüm insanlara duyurmayı kutsal bir vazife olarak coşkuyla benimseyip bu vazifeyi yerine getirmek uğruna zamanın şartlarına göre hem maddi hem manevi alanda donanımlı olmaya çalışmış; bu çalışmaların bir semeresi olarak dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurarak Batılılar karşısındaki üstünlüklerini o zamanki dünyanın süper gücü halinde kültürel, sosyal, ekonomik, askeri vb. alanlardaki kazanımlarıyla 16. Yüzyıl (sonlarına kadar); hatta genel anlamda 17. Yüzyıl sonlarına kadar sürdürmüşlerdir.

Medreselerin Bozulması ve Gerileme;Osmanlı İmparatorluğunda 16. Yüzyılın sonlarından itibaren merkezi yönetimin güç kaybettiğini, istikrarın bozulduğunu, fetihlerin azaldığını bunlara bağlı olarak da çeşitli ekonomik ve sosyal problemlerin başladığını görmekteyiz. İşte bu bunalımlı süreçte rüşvet, adam kayırma vb. terbiye dışı davranışlar devletin ilmiye sınıfına musallat olmuş, bu yüzden medreselerdeki müderrislikler bu görevlere asla de layık olmayan insanların eline geçmeye başlamış, bu da eğiticilerin kalitesini dolayısıyla medreselerdeki eğitimi bozmuştur. Gene bu süreçte çok büyük bir hata yapılarak medreselerden akli ve pozitif ilimler kaldırılmıştır. 1657 senesinde vefat eden Katip Çelebi, akli ve pozitif ilimlerin medreselerden kaldırılmasını, medreselerin hem eğitim hem de öğretim kalitesinin düşmesini gerilemenin asıl sebebi olarak kabul etmiştir. Gene büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi gerilemenin sebepleri olarak cehalet, ihtilaf (ayrılıklar) ve zarureti(fakirlik) işaret ederken cehaleti, ihtilaf ve zaruretin de sebebi olarak zikretmiştir.
Osmanlı bu sorunlarla uğraşırken (göreceli olarak) önceki yüzyıllarda Osmanlıdan daha geri olan Avrupalılar Rönesans ve Reform hareketleri ile yaptıkları keşif ve icatlarla Osmanlı’ya karşı üstünlüğü ele geçirmişlerdir.Avrupa’daki Sanayi Devriminden sonra ise Osmanlı ordusunun yenilgiler süreci daha da hızlanarak Avrupa’nın üstünlüğü belirgin hale gelmiştir.Osmanlıların öteden beri kendilerine duydukları aşırı güvenin, onların; Avrupa’daki gelişimleri, zamanında ve gereğince değerlendirmelerini engellediği de üstünde düşünülmesi gereken bir olgudur.

Eğitimde Batıya Yöneliş,Osmanlılar, Avrupa’da gelişen teknoloji karşısında artık zayıf duruma düştüklerini fark ettikten sonra eğitimdeki Avrupai biçim yenilik hareketini ilk olarak askeri alanda başlattılar. 1735’te Humbaracı Ocağı 18. yüzyıl boyunca da Topçu Ocağı, Hendesehane, Kara ve Deniz mühendishaneleri Osmanlı- Batı sentezi bir anlayışla kurularak bu kesimler için gerekli eğitim, Avrupa’dan getirilen uzmanlarca gerçekleştirildi. Ordu yeni bir nizama sokulmaya çalışıldı.II. Mahmut zamanında Batı tarzı ilk yüksek okullar olan Tıbbiye, Harbiye ve Bahriye okulları açıldı.
19. yüzyılda Avrupa’nın zorlamasıyla ilan edilen Tanzimat(1839) ve Islahat(1856) fermanlarının da etkisiyle Osmanlı İmparatorluğundaki Avrupai biçim eğitim faaliyetlerinin sivil alanda da yayılmaya başladığına tanık olmaktayız. 1846’da kurulan Meclis-i Maarifi Umumiye; eğitimi, Sıbyan Mektepleri, Rüştiye Mektepleri ve Darü’l-Fünun olarak (ilk, orta ve yüksek öğretim) planladıysa da yönetim, eğitim konusunda net bir anlayış ve tavra varamamıştır. Mali yapıdaki yetersizlikler sebebiyle de reform niteliğindeki bu projelerin pek çoğu aksamış ancak içlerinden en zaruri olanları tercih edilerek hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Sıbyan Mektepleri ve 1838’de açılan Rüştiye Mekteplerinin yaygınlaştırılması ve ıslahı çalışmaları devam ettirilmiştir.1848’de ilk olarak öğretmen yetiştirmek amacıyla Darü’l-Muallimin adlı adam öğretmen okulunun, 1868’de Mekteb-i Sultani adlı bugünkü Galatasaray Lisesinin, Daruşşafaka Lisesinin 1873’te ilk idadinin (yüksek öğretime hazırlayıcı okul=lise) İstanbul’da açıldığını görmekteyiz.
Gene bu süreçte İstanbul’da yüksek öğretim Kurumu olarak Darü’l Fünun, 1863’te, içinde hukuk, mühendislik ve edebiyat mektepleri olan Darü’l Fünun-i Sultani ise 1874’te açılmıştır. 1900 senesinde ise bünyesinde felsefe, ilim, riyaziye ve tabiiye, ilahiyat, hukuk ve tıbbiye fakültelerinin bulunduğu Darü’l Fünun-i Şahane açıldı. Ek olarak mesleki eğitim alanında Askeri Baytar Mektebi 1845’te, Mülkiye Baytar Mektebi 1888’de, Ziraat Mektebi 1847’de, Sanayi Mektebi 1863’te, Sanayi-i Nefise Mektebi 1882’de açılmıştır. Eğitim faaliyetleri içinde; Avrupa’ya öğrenci gönderme faaliyetlerini, ek olarak Osmanlının tüm tebaasını kucaklayan devlet anlayışıyla kurulmuş olan azınlık okullarıyla Fransızların, Amerikalıların gene devletin hoşgörüsüyle kurulmuş misyoner okullarını saymalıyız.

Cumhuriyet Döneminde Eğitim;Cumhuriyet Döneminde eğitim, öğretim faaliyetleri erken başlar; 21 Temmuz 1921 de ilk Maarif Kongresi toplanır. Hedef, çağdaş aydın bir toplum meydana getirmektir. Bunun yolu da eğitimden geçiyordu. İşte bu amaçla 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat kanunu çıkarılarak tüm okullar ve eğitim birleştirildi ve maarif vekaletine bağlandı. Osmanlı’daki mekteplerin yerine okullar, medreselerin yerine de yüksekokullar kuruldu. Böylece eğitim ve kültürde batılılaşma yolunda mühim adımlar atıldı.Bu okullardaki müfredat tamamen 19. Yy.’daki maddeciliğe dayanan bir anlayışla hazırlandı. 1926 senesinde orta dereceli okullardan din dersleri kaldırıldı. 1927’de Ankara Üniversitesi, 1928’de İstanbul Teknik Üniversitesi kuruldu. 1928’de harf inkılabı yapılarak yeni harfleri topluma öğretmek amacıyla millet mektepleri açıldı. 1933 senesinde tıp, hukuk ve fen fakülteleri bulunan Darü’l Fünun İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürüldü. 1934’de hukuk mektebi Ankara Hukuk Fakültesi oldu. 1936’da Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi açıldı. 1955’de Ege ve Karadeniz üniversiteleri kuruldu.

1925’ten 1970’li yıllara gelindiğinde eğitimde tüm bu çabaların, yeniliklerin neticeleri görülmeye başlandı. Üniversiteler başta olarak ülkenin aydınları yabancı ideolojilerin etkisine girdi. İnsanlık, medeniyet ve çağdaşlık yerine kargaşa ve ayrımcılık ülkeye hakim oldu. Öyle ki 1979’lu yıllarda günde 5-10 şahıs öldürülüyordu. Oysa ne amaçlarla eğitim ve öğretim faaliyetleri planlanmıştı.
Tüm bu durum gösteriyor ki bir yerde eksik ya da yanlış yapılmıştı. Peki, hata neredeydi, eksik neydi? Toplum olarak son 30 yılımız bu sorulara yanıt aramakla geçti.İşte Bilim ve Eğitim Platformu olarak bizler bu soruların cevabını bularak, bilimin ışığında en güzel ve kalıcı çözümlere gitmek amacındayız.

Gönderiye Yorum Yap