Menü Kapat

Kurban’ın Aslî Gâyesi Nedir?

Neşe ve sevinci unutmuş mahzun gönüllerle, muzdarip yüreklerle, çâresiz, kimsesiz ve yalnızlarla bayramlaşabilmek, bayram sevincimizi onlarla da paylaşabilmek gerekir. Çocuklarımızı sevindirirken, kendilerini sevindirecek bir anne-babadan mahrum öksüz ve yetimleri de hatırlamak lâzımdır.

Müʼmin; “Hangi birine yetişeyim” gibi mâzeretlerle bencillik ve egoizme prim vermeden, şefkat elinin ulaşabildiği herkese bayram sevincini tattırabilme gayreti içinde olmadır.

Maldan ve candan fedakârlık mânâsı taşıyan kurbanın aslî gâyesi; Allahʼa takarrubdur/yaklaşmaktır. Bu yönüyle de kurban, Allâhʼa yakın olmak ve Oʼnun dostluğuna erebilmek için gösterilecek fedakârlıkların, sembolik bir ifâdesidir…

Unutmayalım ki Cenâb-ı Hak, yakınlığına erebilmemiz ve kendisiyle dostluk iklimine kabul edilmemiz için, biz kullarından dâimâ kurbanlar istiyor. Yani malımızla, canımızla, bütün imkânlarımızla her zaman fedakârlıkta bulunmamızı arzu ediyor.

RABBİMİZE NE KADAR YAKINIZ?

Kurban vesîlesiyle tefekkürümüzü bilhassa;

“Allah müʼminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır.” (et-Tevbe, 111) âyet-i kerîmesi üzerinde yoğunlaştırmalıyız.

Canımızla, malımızla, bütün imkânlarımızla ne kadar Hakkʼa râm olabildiğimiz hususunda kendimizi hesaba çekmeliyiz.

Düşünmeliyiz ki Allâhʼın lûtfettiği nîmetlerin şükrünü ne kadar îfâ edebiliyoruz? Elimizdeki imkân ve nîmetleri, Hakkʼa yakınlığımızı artırmaya vesîle kılabiliyor muyuz? Yoksa bu nîmetler, Cenâb-ı Hakʼla aramızda bir perde mi oluyor?!.

Kaynak: 

Gönderiye Yorum Yap