Menü Kapat

Tıbbi Bitkiler Ve Fitokimyasallar

Şifalı bitkiler olarak da malum tıbbi bitkiler, tarih öncesi çağlardan beri geleneksel tıp uygulamalarında yer almıştır. Bitkiler, yüzlerce kimyasal bileşiği sentezleyerek, böceklere, mantarlara, hastalıklara ve otçul memelilere karşı ekinleri müdafa da dahil olmak suretiyle sayısız işlevleri için kullanılmıştır. Potansiyel yada malum biyolojik aktiviteye haiz birçok fitokimyasal madde tespit edilmiştir. Fakat, bir nebat oldukça çeşitli fitokimyasal maddeler içerdiğinden (yalnız domateste onbinden fazla), o bitkinin olduğu şeklinde ilaç olarak kullanılmasının tesirleri belirsizdir. Ek olarak, tıbbi potansiyele haiz birçok bitkinin, fitokimyasal içinde ne olduğunun farmakolojik tesirleri ve sıhhat açısından güvenliği titiz bilimsel araştırmalarla değerlendirilmemiştir.

Tıbbi bitkilerin en eski tarihsel kayıtları, afyon da dahil olmak suretiyle yüzlerce şifalı bitkinin kil tabletlerinde yer almış olduğu Sümer uygarlığından kalmadır. Eski Mısır’ın Ebers Papirüsü, 850 nebat ilacını, Dioscorides’in, 1500 yılı aşkın bir süreyle farmakopelerin temelini oluşturan De Materia Medica’sı, 600’den fazla şifalı bitkiyi kullanarak hazırladığı 1000’den fazla ilaç tarifinin kayıtlarını ihtiva eder. Yeni ilaç araştırmalarında, tabiattaki farmakolojik olarak etken maddeleri bulmak amacıyla etnobotanik biliminden faydalanılmış ve yüzlerce yararlı bileşik ortaya çıkarılmıştır. Bu keşiflere, her gün kullandığımız aspirin, digoksin ve kinin dahildir. Bitkilerde bulunan bileşikler oldukça çeşitlidir, sadece çoğu zaman alkaloidler, glikozitler, polifenoller ve terpenler olmak suretiyle dört ana biyokimyasal sınıfta ele alınırlar.

Tıbbi bitkiler, sanayileşmemiş toplumlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bundan dolayı çağdaş ilaçlardan daha kolay ve daha ucuza temin edilmektedir. Tıbbi amaçlı 50.000 ila 70.000 bitkinin senelik küresel ihracat değerinin birkaç yüz milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Birçok ülkede, geleneksel tıbbın yasal düzenlemesi yok denecek durumdadır. Dünya Sıhhat Örgütü, güvenli ve rasyonel kullanımı sağlamak amacıyla bir ağ geliştirmektedir. Öte taraftan, tıbbi bitkiler, iklim değişikliği ve habitat tahribatı şeklinde genel tehditlerle ve pazar talebini karşılamak için aşırı hasat tehdidiyle karşı karşıyadır.

Paleolitik Dönem:

Birçoğu, günümüzün mutfaklarında baharat olarak kullanılan bitkiler, tarih öncesi çağlardan beri kati etkili olmasalar bile ilaç olarak kullanılmıştır. Baharatlar, bilhassa sıcak iklim koşullarında, gıdaların ve bilhassa et yemeklerinin bozulmasına yol açan bakterilere karşı da kullanılmıştır. Angiospermler (çiçekli bitkiler), bir çok bitkisel ilacın orijinal kaynağıydı. Yerleşim bölgeleri çoğu zaman ısırgan otu, karahindiba şeklinde ilaç olarak kullanılan otlarla çevriliydi. Koyun, keçi şeklinde hayvanlar da hastalandıklarında bu şifalı bitkileri tüketiyorlardı. Tarih öncesinin defin sitelerindeki nebat örnekleri, Paleolitik insanların bitkiler hakkında bilgisi olduğu yönündeki kanıtlar arasındadır. Mesela, Ralph Solecki’nin Şimal Irak’taki Zagros Dağları’nda yapmış olduğu kazılarda ortaya çıkan, 60.000 senelik Neandertal defin sitesindeki “Şanidar IV” iskeleti üstünde bulunan dişbudak, akağaç şeklinde 8 nebat türünün 7 tanesi bugün de bitkisel ilaçlar olarak kullanılmaktadır. Günümüzden ortalama 5.300 yıl ilkin, Ötztal Alpleri’nde yaşayan Buzadam Ötzi’nin kişisel eşyaları içinde bulunan mantar, muhtemelen karın ağrısına ve ishale yol açan kırbaç kurdu (trichuris trichiura) hastalığına karşı kullanılmıştı.

Erken Orta Çağ:

Hindistan’da, Atharva Veda, Rig Veda ve Sushruta Samhita’da belgelendiği şeklinde Ayurvedik tıp, yüzlerce farmakolojik olarak etken bitkiyi ve kurkumin içeren zerdeçal şeklinde baharatları kullandı. Çin farmakopesi “Shennong Ben Cao Jing”, efedra ve kenevir şeklinde bitkilerin ilaçlarını kaydeder. Bu, Tang Hanedanı Yaoxing Lun zamanında genişletildi. Erken Ortaçağ’da, Benediktin manastırları, klasik metinleri çeviri edip kopyaladı, Avrupa’daki tıbbi detayları ve nebat bahçelerini korudu. Bingen’li Hildegard, “Causee et Curae” (Sebepler ve Tedaviler) kitabını yazdı. İslam Altınçağı’nda, bilim adamları, Dioscorides’le beraber birçok klasik Yunan metnini Arapça’ya çevirdi ve kendi yorumlarını ekledi. İbn-i Sina, onyedinci yüzyılın ortalarına dek temel ders kitabı olan “El-Kanun fi’t-Tıb” adlı eserinde oldukça sayıda bitkinin özelliklerini sıraladı. Herbalizm İslam dünyasında, bilhassa de Bağdat ve Endülüs’te gelişti.

Erken Çağdaş Dönem:

Erken Çağdaş dönemde, 1526’da, İngiliz dilinde yazılmış ilk resimli şifalı bitkiler ansiklopedisi olan “Grete Herball” gösterildi. 1597’de, John Gerard, meşhur botanikçi Rembert Dodoens’ın çalışmalarından yararlanarak, nebat çizimlerinin ahşap baskılarıyla beraber 1484 sayfayı kabul eden “Bitkilerin Genel Zamanı”ni yayınladı. Birçok yeni bitkisel ilaç yeni bulgu ürünü olarak Avrupa’ya geldi ve 15 -16. yüzyıllarda, Eski Dünya ile ABD içinde, 1492’de Kolomb’la başlamış olan hayvanların, bitkilerin ve teknolojilerin takasının hızlandığı bir dönem yaşandı. ABD kıtasına gelen şifalı otlar içinde sarımsak, zencefil ve zerdeçal, Avrupa’ya gelenler içinde kahve, tütün ve koka vardı. Meksika’da, on altıncı yüzyıl Badianus El Yazması, Orta ABD’da yetişen tıbbi bitkileri tanımladı.

Çağdaş Dönem:

Bitkilerin tıptaki yeri, 19. yüzyılda başlamış olan kimyasal çözümleme uygulaması ile kökten değiştirildi. Alkaloidler, 1806 senesinde haşhaştan elde edilmiş morfinle başlayarak bir takım tıbbi bitkiden izole edildi. Kısa süre sonrasında, 1817’de altın kökü otundan (ipecacuanha) ipeka şurubu ve kargabüken ağacından (strychnos) striknin, kınakına ağacından (cinchona) kinin elde edildi. Kimya bilimi ilerledikçe, tıbbi bitkilerin yapısında farmakolojik etken maddelerin değişik sınıfları da ortaya çıkarıldı. Tıbbi bitkilerden, morfin de dahil olmak suretiyle saflaştırılmış alkaloidlerin ticari ekstraksiyonu, 1826’da Merck’de başladı. Tıbbi bir bitkide ilk keşfedilen madde sentezi, 1853’te salisilik asit oldu.

19. yüzyılın sonlarında farmakoloji şifalı bitkilere karşı tavır geliştirmeye başladı. Zira bitkiler kurutulduğunda çoğu zaman enzimler etken maddeleri değişime uğratıyordu. Bitkilerden ilaç keşfi, porsuk ağacı (yew) ve pervane çiçeğinden (madagascar periwinkle) üretilen mühim kanser ilaçlarıyla 20. yüzyıl süresince ve 21. yüzyılda mühim olmaya devam etti. Tıbbi bitkiler, sağlığı korumak yada belirli bir hastalığa umar bulmak için, hem geleneksel tıbbın hem çağdaş tıbbın yararlandığı bitkilerdir. Besin ve Ziraat Örgütü, dünya üstünde 50.000’in üstünde tıbbi nebat kullanıldığını saptadı. Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri ise daha tutucu bir hesaplamayla, her türlü kullanımlarının belgelendiği ortalama 30.000 bitkinin haricinde, 2016 senesinde 17.810 nebat türünün onaylanmış tıbbi bir kullanımı bulunduğunu açıklamıştır.

Çağdaş tıpta, hastalara verilen ilaçların ortalama dörtte biri tıbbi bitkilerden türetilmekte ve titizlikle kontrol edilmektedir. Öteki tıp yaklaşımlarında, şifalı bitkiler, çoğu zaman gayriresmi olarak tedavi girişimlerinde bulunanların oluşturduğu bir çoğunluğun elindedir ve bilimsel olarak kontrol edilmemiş, onaylanmamıştır. Dünya Sıhhat Örgütü, dünya nüfusunun ortalama yüzde 80’inin geleneksel tıbba (yalnızca bitkilerle sınırı olan olmaksızın) bağlı bulunduğunu tahmin etmektedir. Ortalama iki milyar insan hastalıklarına büyük seviyede şifalı bitkilerle umar bulmaya iş koşturmacasındadır. Bitkisel yada öteki naturel sıhhat ürünleri de dahil olmak suretiyle, sağlıkta yarar sağlaması beklenen ürünlerin sayısı, gelişmiş ülkelerde de ekonomik nedenlerle artmaktadır. Bitkisel ilaçların, güvenli imajlarına karşın, toksisite açısından ve insan sağlığına öteki yan etkilerinin riskleri açısından yeterince incelenip denetlenmeden kullanılmaları düşündürücüdür.

Şifalı bitkiler, onları ilaç olarak tüketen insanların sağlığına destek olarak, satmak için eken, işleyen ve dağıtanlara kazanç sağlayarak, toplumsal açıdan da istihdam olanakları yaratması ve vergi getirisiyle üç tür yarar oluşturmaktadır. Gelecekte, potansiyel tıbbi kullanımları olabilecek bitkilerin yada ekstraktların geliştirilmesi ise, zayıf bilimsel kanıtlar, ilaç geliştirme sürecindeki fena uygulamalar ve yetersiz finansman nedenleriyle yetersiz kalmaktadır.

Fitokimyasalların Değerlendirilmesi:

Bitkilerin renklerinin,koku ve tatlarının oluşmasında rol oynayan fitokimyasalların kendi başlarına gıda özellikleri yoktur. Tüm bitkiler, otoburlara karşı evrimsel bir korunma pozitif yanları elde eden, salisilik asit örneğindeki hormon yapısı şeklinde çeşitli kimyasal bileşikler üretirler. Bu fitokimyasallar ilaç olarak kullanılma potansiyeline haizdir. Tıbbi bitkilerin çağdaş tıpta kullanımı, bu maddelerin içeriklerinin ve malum farmakolojik aktivitelerinin bilimsel olarak teyit edilmiş olmasını gerektirir. Farmakolojik olarak etken fitokimyasalların başlıca sınıfları ve bu tarz şeyleri içeren bazı nebat örnekleri şunlardır:

-Alkaloidler:

Alkaloidler, çeşitli bitkilerde bulunan, tadı acı ve toksik kimyasallardır. Üretilen rekreasyonel ve farmasötik ilaçların değişik etkilere haiz çeşitli sınıfları vardır. Bunların içinde, itüzümünden elde edilmiş atropin, skopolamin ve hiyosyamin, kırlangıç otundan ve Berberis vulgaristen elde edilmiş berberin sayılabilir. Gene, kahve ağacından (Coffea) kafein, pervane çiçeğinden (Catharanthus roseus) vinkristin, haşhaştan morfin, tütünden nikotin, kınakına ağacından (Cinchona) kinin elde edilmektedir.

-Glikozidler:

Antrakinon glikozidleri, kuzukulağıgiller familyasından ravent, cehri ve İskenderiye sinamekisi şeklinde bitkilerde bulunur. Kardiyak glikozidler, tilkiotu ve zambak şeklinde şifalı bitkilerden gelen kuvvetli ilaçlardır. Kalp atımını destekleyen ve diüretik olarak vazife meydana getiren digoksin ve digitoksin ihtiva ederler.

-Polifenoller:

Polifenoller, tıbbi bitkilerde yaygın olarak bulunup, nebat hastalıklarına karşı değişik rollere haizdir. Bunlar içinde hormon benzeri fitoöstrojenler ve tanenler bulunur. Fitoöstrojen içeren bitkiler, doğurganlık, menopoz, menstrüel problemler şeklinde jinekolojik bozukluklara karşı yüzyıllar süresince kullanılmıştır. Bu bitkiler içinde, kudzu, melekotu, rezene ve anason bulunur. Çay ve zeytinyağı da unutulmamalıdır. Üzüm çekirdeğinden elde edilmiş polifenolik özüt şeklinde birçok ürün, rejim takviyesi ve kozmetik olarak satılmaktadır. Nar, punikalin adında olan polifenollerin deposudur.

-Terpenler:

Reçinenin ve terebentinin de bileşkesi olan terpen ve terpenoidler çeşitli bitkilerde ve kozalaklılar şeklinde reçineli bitkilerde bulunur. Oldukca kuvvetli aromatik özelliklere sahiptirler (gül, lavanta, vb.) ve kokularından, parfümlerde ve aromaterapide kullanılan uçucu yağlarda yararlanılmaktadır. Bazılarından üretilen timol mühim bir antiseptiktir. Hücrelerdeki lipid peroksidasyonunu engellemiş olan terpenlerin kaynakları içinde narenciye ve kiraz da vardır.

Bitkisel ilaçların etken maddelerinin, aşırı doz yada yanlış nebat seçimi sebebiyle, ölüme kadar giden yan tesirleri de olabilmektedir. Bazı bitkilerin bu tesirleri bilinmekte, bazıları ise bilimsel olarak incelenmeye devam etmektedir. Bir ürün doğadan geldiği yada organik olduğundan, o ürünün güvenilir olması icap ettiğini düşünmek için hiçbir niçin yoktur. Atropin, striknin ve nikotin şeklinde kuvvetli naturel zehirlerin varlığı bu şekilde düşünmenin ne derecede yanlış ve tehlikeli bulunduğunu gösterir. Ek olarak, konvansiyonel ilaçlara uygulanan yüksek standartlar bitkisel ilaçlara uygulanmamakta ve kullanılacak doz, bitkilerin yetişme koşullarına bağlı olarak büyük oranda değişebilmektedir: Farmakolojik olarak etken nebat özleri, konvansiyonel ilaçlarla etkileşime girebilir. Hem benzer bileşikleri sağlayabilirler, hem de bazı fitokimyasallar vücudun sitokrom P450 sistemi de dahil olmak suretiyle karaciğerdeki maddeleri metabolize eden sistemlere müdahale ederek ilaçların vücutta daha uzun süre kalmasına ve istenenden oldukça daha kuvvetli bir kümülatif etkiye yol açabilirler. Bitkiler birçok değişik maddeler içerdiğinden, nebat özlerinin insan vücudu üstünde karmaşık tesirleri olabilmektedir.

Kaynakça:
-Jon C. Tilburt, Ted J. Kaptchuk, “Herbal medicine research and global health: An ethical analysis”, Bulletin of the World Health Organization, (2008).
-K. Ahn, “The worldwide trend of using botanical drugs and strategies for developing global drugs”, BMB Reports, 50 (3): 111116, 2017.
-L. C. Tapsell, I. Hemphill, L. Cobiac et al., “Health benefits of herbs and spices: The past, the present, the future”. Med. J. Aust. 185 (4 Suppl): S424, (2006).
-Marjorie Grene, “The philosophy of biology: An episodic history”, Cambridge University Press. p. 11, (2004).
-P. Talalay, “The importance of using scientific principles in the development of medicinal agents from plants”. Academic Medicine, (2001).
-E. Ernst, “Herbal medicines: Balancing benefits and risks”, Novartis Found. Symp. Novartis Foundation Symposia, (2007).

Gönderiye Yorum Yap