Menü Kapat

Volkanik Kil Antibiyotiklerin Yerine Geçecek mi?

Doktorlar giderek daha yaygın olarak, antibiyotiklerin hedef aldıkları enfeksiyonları etkilemediğini görüyorlar. Oysa jeologlar, çözümün üzerine bastıkları toprakta olabileceğini düşünüyor. Bizi hasta eden birçok bakteri antibiyotik ilaçlara direnç kazanmaya başladı. Mikropların genleri nesilden nesile değişiyor ve bu değişimler onları öldürmek için kullanılan ilaçlara karşı bağışıklığın oluşmasına yol açıyor.

Volkanik Kil Türleri:

Tempe’deki Arizona Eyalet Üniversitesi’nin jeologlarından Lynda Williams, kilin bu mikropları öldürebileceğini, fakat herhangi bir kilin değil, volkanların patlamasından sonra oluşan kilin en iyi sonuçları verdiğini belirtiyor. Yanardağın ısıttığı su volkanik kül yatakları boyunca akarken, kilin kimyasını da değiştirmekte ve bazı özellikler kazandırmakta. Williams ve ekibi, Oregon Krater Gölü yakınındaki bir bölgede, volkanik kül birikintileriyle oluşmuş kil üstünde çalıştı.

Jeologlar, sahadaki değişik alanlardan, mavi, beyaz ve kırmızı renklerde değişik örnekler topladılar. Araştırmacılar, kil örneklerini tamamen kuruttuktan sonra, steril su ile ıslattılar. Ondan sonra da hastalıklara neden olan iki tür bakteriyi eklediler. Bunlar, ciddi mide kramplarına, diyare ve kusmaya yol açan, bazı suşları böbrek yetmezliğine ve ölüme neden olan “escherichia coli” (koli basili) ve deri enfeksiyonları yapan “staphylococcus epidermidis”ti.

Williams ve ekibi her kil, su ve bakteri karışımını vücut sıcaklığında ısıtılmış ayrı fırınlara yerleştirdi. Karışımlar bir gece bekletildikten sonra, ertesi sabah her karışımın içine gıda maddeleri de ekledi. Bakteriler kırmızı kilden asla etkilenmedi. Buna karşılık, mavi kil ile inkübe edilmiş tüm koli basili ve s.epidermidis mikropları öldü. Beyaz kil içindeki koli basilinin yarısından fazlası ve s.epidermidisin yaklaşık yüzde 30’u ölmüştü.

Mavi Kilin Antimikrobiyal Tesiri:

Üç kil de yüksek seviyede demir içeriyorlardı. Bakteriler hayatta kalmak için bu minerale ihtiyaç duyarlar. Ancak, eğer çok hızlı oldukça fazla tüketirlerse, bu onları öldürebilir.
Kırmızı kil örneği toprak yüzeyinin yakınından alınmıştı ve havadaki oksijenle temas halinde olduğundan, kildeki demir oksitlenmişti. Bir şey okside olduğunda, elektron kaybederek kimyasal olarak çok reaktif bir hale gelir. Paslanma, demirin oksidasyonunun örneğidir.

Beyaz kil, kırmızı kilin altındaki tabakadan alınmıştı ve demirinin sadece bir kısmı okside olmuştu. Mavi kil en alttaki tabakadan kazılarak çıkarılmıştı. Tamamen gömülü ve herhangi bir hava temasından uzakta olduğundan, demiri asla okside olmamıştı. Williams ve ekibi, oksitlenmiş demirin, kil-su karışımında değişik davrandığını keşfetti. Oksitlenmiş demir karışıma daha az “gıda” kattığından, bunun bakterilerin doz aşımını önlediği görülmekteydi. Buna karşın, mavi kil ile karıştırılan bakteriler, çözeltiden kolayca ve fazlasıyla demir almışlardı. En fazla istedikleri şey onları öldürmüştü.

Bakterilerin mavi kile direnç geliştirmesi pek mümkün değil. Mavi kil demirini çok hızlı bir şekilde bırakmakta ve bakterilerin kendilerine bağışıklık sağlayacak genleri geliştirecek zamanı yok. Kil, standart antibiyotiklere dirençli hale gelen bakterilere karşı verilen savaşta yeni bir silah olabilir. Gene de, hastalıklarla savaşmada kili kullanmak uzun bir yolun kat edilmesini gerektiriyor. Kil, birçok bulaşıcı hastalığı iyileştirme kabiliyetine sahip olsa da, hangi hastalığın ne kadar kile gerek göstereceği yada hekimin bunu nasıl kullanması gerektiğini belirlemek için çok daha çok kontrol gerekmekte.

Ohio’daki Cincinnati Üniversitesi’nde çalışan jeolog Warren Huff, tarih boyunca dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan insanların çeşitli hastalıkların tedavisi için kil kullandıklarını, Williams’ın araştırmasının gösterdiği gibi, asıl problemin “doğru kili bulmak” olduğunu belirtiyor: Hem tüm killer aynı özelliklere sahip değil, hem de kili etkili bir antibakteriyel madde haline getirecek doğru kimyasal bileşimi bulabilmek çok mühim. Kil gibi doğal ürünlerin kimyası bir kürektan diğerine değişmekte ve tıbbi kullanım için kontrol edilip onaylanmadıkça, bu amaçla herhangi bir kili kullanmak güvenli değil.

Kil Bir Antibiyotik mi?

İlk antibiyotik olan penisilin küften üretildi. 1920’lerden 1940’lara kadar, kimyagerler, yeni antibiyotik formüllerini, küflerin ve diğer mikropların kendilerini tehlikeli bakterilerden korumak için ürettikleri doğal zehirler üstüne temellendirdi. Zaman içinde, canlı organizmalarla ilgisi olmayan, laboratuvarlarda yaratılmış sentetik kimyasalların, bulaşıcı bakterilerin çoğalmasını durdurabildiği yada onları öldürebildiği keşfedildi. Günümüzde pek çok ilaç tasarımcısı hem doğal hem de sentetik bileşiklere atıf yapmak için “antimikrobiyal” terimini kullanmayı tercih etmekte. Gene de, insanlar “antibiyotik” kelimesini her ikisine de atıf yapmak için kullanmayı sürdürüyor. Killer, bir dizi mineralden başka bir şey değiller ve antimikrobiyal tanımına daha uygunlar.

Kaynakça:
-Lynda B.Williams, Keith D.Morrison, Jennifer C.Underwood, David W.Metge, Dennis D.Eberl,
“Mineralogical variables that control the antibacterial effectiveness of a natural clay deposit”, Environmental Geochemistry and Health, Vol.36, I.4.
-Sandra Carolina Londono, Lynda B. Williams,”Unraveling the antibacterial mode of action of a clay from the Colombian Amazon”, Environmental Geochemistry and Health, Vol.38, I.2.

Gönderiye Yorum Yap